Bir Akşam Defterimin Başında
Kayseri’de akşamlar hep biraz erken çöker. Sanki şehir gün ışığını uzatmayı bilmez de, güneşle birlikte bütün düşünceler de yavaş yavaş kapanır. O gün yine odamdaydım. Pencerenin kenarında oturmuş, elimde eski bir defter… Sayfaları karıştırdıkça kendi iç sesimi daha net duyuyorum. Dışarıda rüzgâr var, ince ince esiyor ama içimdeki karmaşa ondan daha gürültülü.
25 yaşındayım. Belki dışarıdan bakınca “hayatının en net dönemindesin” derler ama ben netlikten çok uzak hissediyorum. Hukuk fakültesi yıllarım, staj hayalleri, meslek planları… Hepsi bir yerde duruyor ama hiçbirine tam olarak dokunamıyorum. En çok da “nerede durduğumu” bilmemek yoruyor beni.
Defterin bir sayfasına şunu yazmışım:
“İnsan bazen hangi şehirde olduğunu değil, hangi hayatın içinde kaybolduğunu merak ediyor.”
O gece bu cümleyi tekrar okurken aklıma bir soru düştü. Son zamanlarda sık sık karşıma çıkan bir konu: “2 baro hangi illerde var?”
Kayseri’de Sessizlik ve Hukuk Hayali
Kayseri’de büyümek bana disiplin öğretti. İnsanların net konuştuğu, hayatın çok da dolandırılmadığı bir şehir. Ama içimdeki hukuk sevgisi hep daha büyük şehirlerin hikâyelerine kaydı.
Üniversitede ilk kez “baro” kelimesini duyduğumda, bunun sadece avukatların kayıtlı olduğu bir kurum olduğunu sanmıştım. Ama zamanla işin içine girdikçe, hukukun sadece kitaplardan ibaret olmadığını, şehirlerin bile hukuk üzerinden değiştiğini fark ettim.
Sonra bir gün, ders arası bir arkadaşım telefondan bir haber gösterdi. “Bazı illerde artık iki baro var” diyordu. O an dikkatimi tam olarak çekmemişti ama zihnimin bir köşesine kazınmıştı.
Kayseri’ye döndüğümde bu fikir kafamda büyümeye başladı. Nasıl olurdu aynı şehirde iki ayrı baro? Aynı adaletin iki farklı temsil alanı olabilir miydi?
“2 baro hangi illerde var?” sorusu
Merhabalar! Bulgus olarak “2 baro hangi illerde var” konusunda aklınızdaki soruları yanıtlamak için buradayız.
Bir gece internet başına oturup uzun uzun araştırdım. Ve karşıma net bir gerçek çıktı: Türkiye’de bazı büyük şehirlerde artık birden fazla baro vardı.
İstanbul, Ankara ve İzmir… Bu üç büyük şehirde “ikinci baro” yapılanması oluşmuştu. Hukukun kalbinin attığı yerlerde bile farklı bakış açıları, farklı meslek örgütlenmeleri ortaya çıkmıştı.
Bu bilgi bana garip bir duygu verdi. Bir yandan merak, bir yandan hafif bir kırgınlık… Çünkü hukuk gibi “birleştirici” olması beklenen bir alanın bile kendi içinde ayrışması beni düşündürdü.
Defterime tekrar yazdım:
“Demek ki aynı şehirde bile insanlar aynı adaleti farklı yollardan arıyor.”
İstanbul’da başlayan hikâye
İstanbul’u hiç uzun süre yaşamadım ama birkaç kez staj için gitmiştim. Orada yürürken insan kendini küçük hisseder. Her şey hızlı, her şey kalabalık, her şey biraz dağınık.
İstanbul’da ikinci baronun kurulmasıyla ilgili haberleri okurken, oradaki hukuk camiasının ne kadar hareketli olduğunu düşündüm. Bir yanda köklü gelenekler, diğer yanda yeni oluşumlar…
Bir arkadaşım vardı, İstanbul’da avukatlık stajı yapıyordu. Ona mesaj attım:
“Gerçekten iki baro olunca işler değişiyor mu?”
Uzun süre cevap gelmedi. Akşamüstü döndü:
“Değişiyor ama insanın içinde daha çok soru birikiyor.”
O cümle içime oturdu.
Ankara ve İzmir’e uzanan yol
Ankara benim için hep “resmiyet” demekti. Soğuk ama düzenli. İzmir ise biraz daha nefes alan, daha rahat bir şehir gibi gelirdi.
Araştırdıkça öğrendim ki Ankara ve İzmir’de de ikinci baro oluşumları vardı. Bu durum sadece bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda bir düşünce ayrımıydı. Aynı mesleğin farklı bakışlarla temsil edilmesi…
Bunu düşünürken kendime şu soruyu sordum:
“Adalet tek bir ses mi olmalı, yoksa farklı seslerin birleşimi mi?”
Cevap bulamadım.
Belki de sorun cevap aramakta değil, sorunun kendisindeydi.
Baro kavramının içimde bıraktığı iz
Baro kelimesi artık benim için sadece bir kurum değil. Bir ayrışma, bir çeşitlilik ve bazen de bir kafa karışıklığı anlamına geliyordu.
Defterimde şöyle bir satır daha var:
“Bazı kelimeler öğrenildikçe büyümüyor, insanın içini büyütüyor.”
Bir arkadaş mesajı ve kırılma anı
Bir akşam telefonum titredi. Eski bir üniversite arkadaşım yazmıştı. O da hukuk yolunda ilerliyordu.
“Sen hiç düşündün mü, neden aynı şehirde iki farklı baro olur?”
Cevap yazmadan uzun süre ekrana baktım. Çünkü düşündüm. Hem de çok düşündüm.
Ona şunu yazdım:
“Belki herkes aynı adaleti istemiyor. Belki herkes aynı yoldan yürümek istemiyor.”
O da sadece “belki” diye cevap verdi.
O küçük kelime bile içimde büyük bir boşluk bıraktı.
Umut ve hayal kırıklığı
O gün kendimi garip bir duygunun içinde buldum. Ne tam umut, ne tam hayal kırıklığı… İkisinin arasında sıkışmış bir his.
Bir yandan hukuk okumak bana hâlâ anlamlı geliyordu. İnsanların hayatına dokunma fikri içimi ısıtıyordu. Ama diğer yandan sistemin kendi içinde bölünmesi, insanların farklı yapılar içinde ayrışması beni yoruyordu.
Pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin gece sessizliği her zamanki gibi ağırdı. Ama bu kez sessizlik bana huzur vermiyordu.
Deftere şunu yazdım:
“Bazı soruların cevabı yoktur, sadece insanı değiştirir.”
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Bulgus olarak “2 baro hangi illerde var” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Sonra kendi yoluma bakarken
Benzer Konular: Hangi külot kalçayı büyük gösterir ?
Günler geçti. “2 baro hangi illerde var?” sorusu artık sadece bir bilgi değildi benim için. İstanbul, Ankara ve İzmir… Bu şehirler sadece haritada yer değiştiren noktalar olmaktan çıkmıştı. Her biri, hukuk dünyasının farklı yüzlerini temsil ediyordu.
Ben ise Kayseri’de, kendi küçük odamda bu büyük dünyanın içinde nerede durduğumu anlamaya çalışıyordum.
Bazen düşünüyorum; belki de mesele hangi şehirde kaç baro olduğu değil. Mesele, insanın kendi içinde kaç farklı sesi taşıyabildiği.
Bir gece defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım:
“Ben hâlâ öğreniyorum; hukuk sadece mahkeme salonlarında değil, insanın kendi içinde de yazılıyor.”
O cümleden sonra defteri kapattım.
Ve ilk kez uzun zamandır, içimdeki karmaşanın tamamen bitmese bile biraz sakinleştiğini hissettim.