Sevgili okurlar, Bulgus ekibi olarak bugün “İnsan neden sevilmek ister” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
İnsan neden sevilmek ister?
Sitemizden Önerilen: İnkılap çalışmaları ne anlama gelir ?
Bunu ilk kez kendime gerçekten sorduğumda, Kayseri’de sabahın erken saatleriydi. Hava soğuktu ama üşüten şey hava değildi. İçimde bir boşluk vardı ve o boşluk ne montla ne kahveyle doluyordu.
“İnsan neden sevilmek ister?” diye yazmıştım defterime. Altını bile çizmemişim, sanki soru kendiliğinden önemliymiş gibi.
O gün bunu bilmiyordum ama bu soru birkaç sahne boyunca peşimi bırakmayacaktı.
Birinci sahne: Otobüs durağında beklemek
Kimsenin fark etmediği o anlar
Otobüs durağında bekliyordum. Ellerim cebimde, telefonumda anlamsızca yukarı aşağı kaydırıyordum. Kayseri’de sabahları insanlar hızlıdır; herkes bir yere yetişir ama kimse birbirine yetişmez.
Yanımda orta yaşlı bir adam vardı. Sessizdi. Ama yüzünde garip bir yorgunluk vardı. Sanki yıllardır konuşmadan yaşıyormuş gibi.
Bir ara telefon çaldı. Açtı. Sadece “tamam” dedi. Sonra sustu.
O “tamam”ın içinde bir hayat vardı. Ben o anda düşündüm: İnsanlar neden bu kadar az sevilmiş gibi yaşıyor?
Kendi kendime fark ettim; ben de sevilmek istiyordum. Ama bunu yüksek sesle söylemek garip geliyordu. Sanki itiraf edince eksik kalacakmışım gibi.
İşte o an ilk kez şunu hissettim:
Sevilme isteği bir ihtiyaç değil, bir açlık gibi.
Ve açlık utandırır.
İçimde büyüyen sessizlik
Otobüs geldiğinde bindim. Cam kenarına oturdum. Dışarı baktım ama aslında hiçbir şeye bakmadım.
Sadece düşündüm:
İnsan neden sevilmek ister?
Cevap gelmedi.
Ama içimde bir his büyüdü: Eğer biri bana “seni görüyorum” deseydi, belki o gün daha az ağır geçecekti.
İkinci sahne: Eski bir mesaj
Silinmeyen şeyler
Akşam eve döndüğümde telefonda eski mesajlara baktım. İnsan bazen bunu yapar ya… kendini biraz daha yalnız hissetmek için.
Bir sohbet vardı. Çok uzun olmayan, çok da derin başlamayan bir sohbet.
“Bugün nasılsın?”
“İyiyim, sen?”
“İyi…”
Bu kadar.
Ama o kısa konuşmanın içinde bir dönem vardı. Bir umut vardı. Sonra o umut yavaş yavaş bitmişti, kimse fark etmeden.
O mesajları okurken içimde garip bir şey oldu. Hayal kırıklığı değil sadece… biraz da kendime kızgınlık.
Neden bu kadar çabuk bağlanıyorum?
Neden biri “iyi” dediğinde bile içimde bir şey umutlanıyor?
Ve yine aynı soru:
İnsan neden sevilmek ister?
Bu sefer daha ağırdı.
Sevilmek mi, görülmek mi?
O an fark ettim ki ben sadece sevilmek istemiyorum. Görülmek istiyorum.
Birinin “sen varsın” demesini istiyorum.
Çünkü bazı günler insan kendi varlığından bile emin olamıyor. Özellikle sessiz günlerde.
Üçüncü sahne: Küçük bir kafede yalnızlık
Yan masadaki kahkaha
Ertesi gün küçük bir kafeye gittim. Kayseri’de bildiğim bir yer. Sessiz, kimsenin kimseyi umursamadığı türden.
Yan masada iki kişi vardı. Çok gülüyorlardı. Ama öyle yapmacık değil, gerçekten içten bir kahkaha.
Ben onları izledim. Bunu fark etmeden yaptım önce. Sonra kendime kızdım: “Bakma.”
Ama bakmaya devam ettim.
Çünkü içimde bir şey kıpırdadı.
Bir kıskançlık değil. Daha çok… eksiklik.
O an şunu düşündüm:
Ben en son ne zaman bu kadar rahat güldüm?
Hatırlayamadım.
Ve işte orada, içimdeki o soru tekrar büyüdü:
İnsan neden sevilmek ister?
Sevginin sesi
O masadaki kahkaha bir süre sonra azaldı. İnsanlar dağıldı.
Kafe tekrar eski sessizliğine döndü.
Ama benim içim sessizleşmedi. Tam tersine daha gürültülü oldu.
Çünkü fark ettim ki sevgi sadece romantik bir şey değil.
Birinin sana bakıp “buradasın ve bu yeterli” demesi gibi bir şey.
Ben bunu hiç uzun süre hissetmemiş gibiydim.
Dördüncü sahne: Gece ve defter
Kayseri’nin gecesi ve insanın içi
Gece olduğunda Kayseri daha farklı oluyor. Sokaklar sessizleşiyor ama insanın içi aynı kalmıyor.
Ben masama oturdum. Defterimi açtım.
Yazmaya başladım:
“Bugün neden bu kadar eksik hissediyorum?”
Sonra durdum.
Eksik kelimesi ağır geldi. Sildim. Ama yerine başka bir şey yazamadım.
Çünkü bazen kelimeler bile yetmiyor.
O anda fark ettim: Ben aslında sevilmek istemiyorum sadece. Ben anlaşılmak istiyorum.
Ama anlaşılmak bile bazen sevilmenin bir parçası.
Kendime itiraf
Deftere şunu yazdım:
“Ben biri beni seçsin istiyorum.”
Bunu yazınca utandım. Çünkü basit geldi. Ama aynı zamanda çok gerçekti.
İnsan neden sevilmek ister?
Çünkü kendi kendine yetmek, her zaman yeterli hissettirmez.
Çünkü insan, kendi içinde bile yalnız kalabilir.
Beşinci sahne: Bir sabah mesajı
Beklenmeyen bir “günaydın”
Bir sabah telefonum titredi.
“Günaydın, nasılsın?”
Basit bir mesajdı. Ama bende bıraktığı etkiyi anlatmak zor.
Sanki biri içimdeki sessiz odaya ışık yakmış gibi.
Bir an durdum.
Cevap yazmadım hemen.
Çünkü o an şunu fark ettim:
Ben aslında küçük şeylere bile ne kadar açım.
Bir “günaydın” bile bazen insanı hayatta tutabiliyor.
İşte o anda o soru tekrar geldi ama bu kez daha yumuşaktı:
İnsan neden sevilmek ister?
Belki de çünkü küçük şeyler bile büyük anlamlar taşıyabiliyor.
Umutla karışık korku
Cevap yazarken elim titredi.
Çünkü insan bazen iyi şeylerden de korkar.
“Bu da geçer mi?” diye düşünür.
İçimde hem umut vardı hem de alışılmış bir hayal kırıklığı beklentisi.
İçimde kalan gerçek
Sevilmek bir ihtiyaç değil, bir yön
Günler geçtikçe şunu daha net anladım:
İnsan sevilmek istiyor çünkü yalnız kalmak, insanın doğasına aykırı gibi.
Ama bu yalnızlık her zaman fiziksel değil.
Bazen kalabalıkta bile yalnızsın.
Bazen en çok güldüğün yerde bile içinden bir boşluk geçiyor.
Ve o boşluk sana sürekli aynı soruyu sorduruyor:
İnsan neden sevilmek ister?
Belki de cevap basit değil
Belki de sevilmek istemek, bir zayıflık değil.
Belki de insan olmanın en dürüst hali.
Çünkü kimse tamamen kendi kendine yetmiyor.
Kimse her sabah “ben yeterliyim” diyerek uyanmıyor.
Son sahne: Kendimle konuşma
Defteri kapatmadan önce
Bu yazıyı yazmadan önce defterimi tekrar açtım.
Sayfaların arasında dolaştım.
Birçok soru var.
Ama hepsi aynı yere çıkıyor.
Ve sonunda şunu yazdım:
“Belki de insan, sadece birinin gözünde var olduğunu hissetmek için sevilmek ister.”
Defteri kapattım.
Dışarı baktım.
Kayseri’de gece yine sessizdi.
Ama içimdeki sessizlik biraz değişmişti.
Tam geçmemişti.
Ama hafiflemişti.
Ve o an ilk kez şunu hissettim:
Belki de sevilmek istemek, insanın kendine söylediği en dürüst şeydir.